Gizli Bahçe The K2 Shopping King Loui Sarai Aşkın Kokusunu Aldım Bir Anda Aşk Eğer Benimle Olsaydı Büyü Cindrella and Four Knights Hayat Işığım Love in the Moonlight Piyon Moon Lovers Scarlet Heart Ryeo Tutku Oyunları Serisi İzabel Şeytan Tüyü - Yakın Mesafe

KİTAP YORUMU:Ivan Isaenko'nun Görünmeyen Yaşamı / Scott Stambach (Serpil KIR)

Herkese Merhaba
Bu kez karşınıza Nemesis Kitaptan çıkan yepyeni bir kitap yorumuyla geldim. 
Şimdiden keyifli okumalar.

IVAN ISAENKO'NUN GÖRÜNMEYEN YAŞAMI || SCOTT STAMBACH


Ivan Isaenko'nun Görünmeyen Yaşamı'nda Scott Stambach gerçek bir hikâyeye imza atıyor. Mazyr, Belarus da bulunan bir çocuk hastanesinde belgesel çeken İrlandalı bir gazetecinin bulduğu, okunması imkansız el yazısı ile yazılmış bir tomar kağıt parçasının üzerine yazılmış kelimeler. Ve bu kelimeleri bir araya getirip temize çeken, daha sonrasında da karşımıza çıkan bu kitap. Mazyr Ağır Hasta Çocuklar Hastanesindeki çoğu çocuk gibi Ivan da, dört duvar arasında hayatını geçiriyor. Tek umudu, bizlere bu hastanenin kapalı kapılar ardında kalan her bir hastayı anlatıp, Mazyr Ağır Hasta Çocuklar hakkındaki gerçeği yansıtmak. 

Ivan, 1986 yılında meydana gelen nükleer patlamadan nasibini alanlardan yalnızca biri. Tek kolu, tek bacağı ve kassız yüzü ile hastalığının adı bilinmiyor ve öğrenmek için de bir çabası yok. Bu hastanede geçmiş on yedi senesi. Anne ve babası kim bilmiyor, tek bildiği  "mutant geçirmiş bir çocuğu kimsenin kabul etmeyeceği".
Mazyr de her türden hasta çocuk var, ve hepsi İvan'ın takibinde çünkü yapacağı başka hiçbir şey yok. Herkesi tanıyor ve herkeslerce tanınıyor. Doğduğu günden beri bu hastanede, öyle ki 3 aylık ilaç alanların ve 6 aylık ilaç alanların ne anlama geldiğini çok iyi biliyor. Bir gece ansızın "yazmak" isteğine karşı koyamıyor. Ama bu durum yaşadığı büyük kayıptan üç gün sonra, 77 saat boyunca hiç durmadan yazması ve son noktayı koymasıyla bitiyor. 
Her zamanki günlere benzeyen birgün yeni gelen hasta ile bütün hayatı değişiyor İvan'ın. Polina Pushkin'in kapıdan girmesiyle, onun buraya ait olmadığı gerçeğine isyan ediyor.

Bknz:
Sevgili Okur, bu hastaneye daha az ait olabilecek bir şey düşünebiliyor musunuz? Eğer cevabınız evet (!?) ise o zaman hikâyemizi anlatmakta ciddi şekilde başarısız olmuşum demektir.
Gerçekte bir an vardı ki, ona sempati duymuştum. Nerede olduğuna ya da neye bulaştığına dair hiçbir fikri yoktu. Bu yer Floyd Pink tişörtü giyen kahverengi saçlı, mavi gözlü,  on altı yaşındaki genç kızların ruhlarını ezerdi. 
Fakat çoğunlukla ondan nefret ettim.
Ondan nefret ettim çünkü burada olmaması gerekiyordu. 
Ondan nefret ettim çünkü daha attığı ilk adımıyla benim dünyamın sınırlarını yok etmişti. 
Ondan nefret ettim çünkü varlığı bile beni huzursuz etmeye yetmişti. 
Ondan nefret ettim çünkü birisinden nefret etmenin ne kadar kolay olduğunu bana gösteriyordu. 




Ailesini kaybettiği trafik kazasından sonra gidecek bir yeri olmadığı için Mazyr'e geliyor Polina ve kemoterapiye burada devam ediyor. Henüz başlangıç aşamasında olan hastalığını kabullenmiş bir gülümseme yüzünden eksik olmuyor Polina'nın. Bakışlarını farketmediğini düşündüğü anlarda İvan'ın takibi altında olduğunun bilincinde. O kadar tatlı bir tanışma anları var ki, siz de herşeyi boşverip gülümseyerek devam ediyorsunuz okumaya.  Bu hasteneyi avucu gibi bilen Ivan ile yeni hasta Polina hayata meydan okumayı başarabilmenin gayretinde. Ama hızla geçen zaman Polina'nın hastalığını da hızlandırmışa benziyor. 
Aralarındaki oyunlar o kadar güzel o kadar umut taşıyordu ki anlatamam. Üstelik bu satırların gerçek olduğunu bilerek okumak bir o kadar da hüzün doluydu.
Böyle bir hastane gercekten varmış ve nükleer saldırı sonrası ağır hasta çocuklarla dolu fotoğraflara baktım ama yazıya ekleyemedim😔 tek düşündüğüm Ivan'ı, Natalya gibi bağrıma basmak oldu. 
Gerçek yaşanmış hikâyeleri okumak isterseniz tavsiye sıralamamın en zirvesindeki kitabı, "IVAN ISAENKO'NUN GÖRÜNMEYEN YAŞAMI"nı tavsiye ederim.





Yazar, SCOTT STAMBACH ve SONSÖZ: İvan'ın hikayesinde sayfaları kadar çok ana fikir var. İlk bakışta bir aşk hikâyesi, Sovyet deneyiminin karanlık mirasının açığa vurulması, tıbbi etik değerler üzerine bir sohbet, dinî riyakarlığa bir serzeniş ve amacın yerine korkuyu seçmeye karşı bir nasihat. Fakat esas olarak, bu, içinde bir sürü şey barındırabilen basit bir hayat hikayesi. Okurun durup bu gerçeği takdir edebileceğini umuyoruz. 


Yazarın ülkemizde yayınlanmış başka kitabı yok ama zaten kendisinin de yazdığı başka kitap yok :( en azından ben bulamadım. Aynı zamanda bizlere de mesajı var😊

Bknz:

"Merhaba, ben Scott. Ivan Isaenko'nun Görünmeyen Yaşamı romanının yazarı. Kitabımın ismini Türkçe telaffuz edebilseydim keşke. Bu videoyu bir pazar sabahı, doğduğum yerde, San Diego Kaliforniya'da kaydediyorum. Ama tam da şu anda Türkiye'de olmayı isterdim. Umarım yakında gelebilirim. O gün gelene kadar, 'Yakında görüşmek üzere, hoşça kalın,' diyorum."




KİTABIN KONUSU 


Merhaba sevgili okur. 
Ben Ivan Isaenko.
On yedi yıllık yaşamımın her günü birbirinin aynıydı. Kendimi bildim bileli Mazry Ağır Hasta çocuklar Hastanesi'ndeyim. Benim evim burası. Annem babam yok. Yani ben hiç tanışmadım onlarla. Bir nisan gününde meydana gelen nükleer patlama sonrası atmosfere yayılan yıkıcı düzeydeki radyasyondan etkilenip geri döndürülemez derecede zarar gören çocuklardan biriyim. İlginç olan ne biliyor musunuz O patlama olduğunda ben daha doğmamıştım bile. Doğuştan geri döndürülemezim. (Okur burada gülebilir.)
Bu hastanede doğup büyümüş her çocuk gibi benim de çeşitli anomalilerim var. Biraz şekilsizim, hatta biraz da ürkütücü... O yüzden aynaları hiç sevmem. Yansıyan yüzeylerden uzak dururum. Hayatımda hiçbir şey istemedim. Hiç dilek tutmadım. Hiçbir şeyin olması için çaresizce umut büyütmedim içimde.
Ta ki Polina gelene dek... Kitaplarımı çalan, rutinimi değiştiren, birbirinin tıpatıp aynı geçen günlerimi farklılaştırıp başımı döndüren Polina gelene ve ben daha ona doyamadan öleceğini söyleyene dek...
Artık bir şey istiyorum hayattan ben de. 
çaresizce istiyorum. 
Dileğimi tutuyorum: Polina yaşasın.



Bir sonraki yorumda görüşmek üzere ✋
Okumak İptiladır Müptelalara Selam Olsun








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI