Gizli Bahçe The K2 Shopping King Loui Sarai Aşkın Kokusunu Aldım Bir Anda Aşk Eğer Benimle Olsaydı Büyü Cindrella and Four Knights Hayat Işığım Love in the Moonlight Piyon Moon Lovers Scarlet Heart Ryeo Tutku Oyunları Serisi İzabel Şeytan Tüyü - Yakın Mesafe

Kitap YORUMU:Lisa Vingate || Nehir Kuşlarının Şarkısı (Serpil KIR)


Lisa Wingate || Nehir Kuşlarının Şarkısı 


1939, Tennessee
Çocuk Esirgeme Kurumu'nun ellerinde acı çeken beş küçük nehir çingenesinin gerçek hikâyesi.
Rill, Camellia, Lark, Fern ve Gabion, Mississippi nehrinin üzerinde kendi Arcadia Krallığını kuran fakir bir ailenin çocukları. Anne Quennie doğum esnasında yaşadığı zorluktan dolayı hastaneye götürülür ve geride beş çocuğunu bırakır. Hepsini birbirlerine emanet ederler lâkin, kapıdan, bacadan, bahçeden, hastanelerden toplanan ya da kaçırdıkları çocukları evlatlık veren bir kurum tarafından ailelerine götürülecekleri vaadi ile evden alınırlar. Beş kardeşin sarı saçlı ve mavi gözlü olmaları onları potansiyel evlatlik olarak gösterse de en büyük abla Rill, anne ve babasının gelip onları alacağı günü beklerler ama bu bekleme Tennessee evinde yaşanılan zorluk,açlık,istismar ve akla gelebilecek en işkence dolu günlere katlanmalarını kolaylaştırmıyor. Beş kardeş de yaprak dökümü gibi her bir tarafa savruluyor ve gelecekte tekrar bir araya gelmenin hayali Rill'i bırakmıyor. 




#kitabinkonusu 1939 yılından günümüze geçiş yapıyor ve Senatörün kızı Avery Stafford'un hayatı ile devam ediyoruz kitaba (Zaten bir bölüm geçmiş bir bölüm şimdiki zaman olarak ayrılmış bölümler). Avery, Bakım evinin açılışında karşılaştığı May Crandall'in kendisini Fern adinda bir kadına benzetmesi ve May'ın elinde bulanan büyükannesi Judy'e benzeyen fotoğraf aklını kurcalar. Yakın zamanda senatör olmayı planlayan Avery, önce görmemezlikten gelir ama merakına yenik düşer. Gizli gizli yaptığı araştırmalar ile karşılaştığı gerçekler ya köklü ailesini kötü bir duruma düşürecek ya da yıllarca saklanan sırrı ve beklenen özlemi sonlandıracak. Avery,
Büyükannesi Judy'nin geçmişinde saklı kalmış ve yıllarca örtbas edilmiş Tennesse Çocuk Kurumu çocuklarının kayboluş hikayesini ortaya çıkarmak için tüm engellemelere rağmen ortaya çıkarmakta kararlıdır. 

Ahh! Ama o ne karar. Geçmiş zamanı okurken, hele hele bu yaşanılanların GERÇEK BIR YAŞAM HİKAYESİ olduğunu bilerek okuamak çok üzücüydü. Kitabın her sayfasında gözyaşlarımın izi kaldı.
Onlar kendi Arcadia Krallığının Prens ve prensesliklerini yaşarken ellerinden alınan, iyi kötü hayatlarının daha da kötüye gitmesinin öyküsü. En çok Camellia ve Gabion'a üzüldüğümü not olarak düşmeliyim. Ve kitabın sonundaki süpriz az da olsa yüzümü güldürse de kayıplar unutulmuyor.

O çok sevdikleri Nehrin Şarkısından uzakta yaşamak onlar için hiç kolay olmadı. Nehir Kuşlarının Şarkısı'nı tekrar dinleyebilmek için verilen mücadele sizleri derinden etkileyecek. BU KİTABI OKUYUN.OKUTUN.!!!



ALINTILAR 
..."Dudaklarını kenetledi ve elinden geleni yaptı. Sadece iki yaşında olunca, Arcadia'daki "Mış gibi yapmak" oyunlarımızın hep dışında kalmıştı, bu yüzden, bu kez oyunun bir parçası olmaktan memnundu .
Bunun da bir oyun olmasını dilerdim. Kuralların ve kazanırsak elimeze ne geçeceğini bilmek isterdim. Şu an için tek yapabildiğimiz oturmak ve sırada neyin olduğunu beklemekti. 
Bekledik, bekledik ve bekledik..


&&&&&&&&&&

..."Akıl hatırlamasa da kalp her zaman bilir. Sevgi en güçlü şeydir. Kalan her şeyden daha güçlüdür."...

&&&&&&&&&&

..."Ah, asla Arcadia gibi olmadı ama iyi bir hayattı. Sevildik, kıymetimiz bilindi ve korunduk."...

&&&&&&&&&&


..."Nehrin, içimden bir şeyleri alıp götürmesine izin verdim. Rill Foss'tan son kalanları götürmüştü. Rill Foss, Arcadia Krallığının Prensesiydi. Kral öldüğüne göre, krallıkta ölmüştü. Rill Foss da onunla birlikte ölmeliydi. "...


SATIN ALMAK ISTERSENİZ 

D&R
Kitapyurdu
Okuoku
İdefix


ARKA KAPAK

Buhran Amerikası’nda, Mississippi Nehri üzerindeki yüzer kulübelerinde yaşayan Foss ailesinin mutlu hayatı, bir anda darmadağın edilir. Yozlaşmış kamu görevlileri tarafından anne babalarından koparılan beş kardeş, kendilerini bir anda yürek dağlayan bir insanlık ayıbının ortasında bulurlar. Kardeşlerin en büyüğü olan Rill, bir yandan küçük kardeşlerini bir arada tutmaya çabalarken bir yandan da nehre ve ailesine, nehir kuşlarının şarkılarına, morsalkımların ve okaliptusların o büyülü dünyasına geri dönmenin yollarını aramakta, yeniden ailesine kavuşmanın hayalini kurmaktadır.

“Hayat filmlerden farksızdır. Her sahnenin kendine ait bir müziği vardır ve müzik o sahne için yaratılır, bizim anlayamayacağımız şekillerde ona dokunur. Biten bir günün ezgisini ne kadar seversek sevelim ya da gelecek günün melodisini ne kadar hayal edersek edelim, bugünün müziği ile dans etmeliyiz; yoksa adımlarımızı şaşırır, o âna uymayan bir şekilde etrafta sendeleyip dururuz.”

1930’ların Amerika’sında yaşanan gerçek bir skandaldan yola çıkılarak yazılmış Nehir Kuşlarının Şarkısı, tüm dünyada 1 milyondan fazla okurla buluşmuştur. O dönemlerde Eleanor Roosevelt’in evlat edinme yasası konusunda danışmanlık alacağı derecede ün yapmış Georgia Tann, gerçek bir hayırsever olarak lanse edilmektedir ve modern evlat edinme sürecinin âdeta kurucusu olarak gösterilir. Ancak bu işin görünen kısmıdır. Kapalı kapılar ardında yapılan yüksek ücretli anlaşmalar, yoksul ailelerin çocuklarının  kaçırılıp alıkonularak biyolojik ailelerinden koparılması gibi olaylar yıllarca gizli kalmıştır. Georgia Tann ve şebekesinin yaptıklarının bir kısmı kayıt dışıdır. Bu evlerde yaşayıp başka ailelere verilmiş çocuklar olduğu kadar, kötü şartlara dayanamayıp yaşamını kaybeden çocuklar da vardır. Bu roman, herkesin bilip kimsenin önüne geçemediği bir dramın hem kurbanlarını hem de kahramanlarını satırlara dökerek ölümsüzleştiriyor. Nehir Kuşlarının Şarkısı, son yılların en ‘gerçek’ romanlarından biri olmaya aday.


Bir sonraki yorumda görüşmek üzere...
Okumak Iptiladir Müptelâlara Selam Olsun



Kitap YORUMU:Elise Kova || HAVA UYANIYOR (Serpil KIR)

ELISE KOVA || HAVA UYANIYOR 
(Air Awakens Series#1)


Herkese merhaba... Uzun zamandır denk geldiğim serinin ilk kitabını aynı gün başlayıp bitirmenin gururunu yaşıyorum.
Son dönemlerde genç yetişkin fantastik kitaplardan aldığım zevki diğer sevdiğim türlerden alamıyorum ne yazıkki. Hâlbuki beni tanıyanlar genç-yetişkin türle pek aramın olmadığını bilir ama işin içine fantastik giriyorsa durum değişiyor.
Hava Uyanıyor serisi altı kitaptan oluşuyor, ülkemizde henüz ilk iki kitap çıktı ve üçüncü kitapta yolda. Bir okur daha ne ister sorarım size😋 şahsen ben yayinevinin birazcık daha hizlanmasindan başka bir şey istemem🤗



KITABIN KONUSU

Vhalla Yarl, Solaris Imparatorluğunun Başkentine çok küçük yaş da gelmiş ve kütüphanede ustanın yanında çırak olarak işe başlamıştır. Bir gece savaştan yaralı dönen prens için tüm kütüphane çalışanı seferber olur, şifa ve büyü için tüm bilgiler prens için not düşülür. Vhalla'nın kalbi ikinci veliaht Prens Baldair (namı değer Gönülçelen) için delice çarparken aklına gelebilecek tüm notları alır.
Aldığı notlar Gönülçelen Prensini iyilestirir ve Büyücülük Bakanının dikkatini çeker. Çünkü Vhalla'nın henüz keşfedemediği ama uyanmak üzere olan bir büyü yeteneği vardır. Bu yetenek yüzyıllardır kimse de görünmüyor ve Vhalla tek.



...."Eğer bu Gala'ya siyah giyerek gelirsen hiçbir şey bilmeyen tuhaf bir leydi olarak kalırsın. Ama ilk dansta Gönülçelen Prens'le dans edersen...Bu seni herkesin tanışmak istediği karanlık ve gizemli leydi haline getirir."...

Krallığın bu Rüzgârgüdücü yeteneğine ihtiyacı olduğu kadar korkulduğu da bir gerçek. Bakanın teklifi Kule de büyücülerle birlikte yaşayıp yeteneğini keşfetmesi ve uyanışa hazırlanması. Üstelik kurtardığını düşündüğü prens Gönülçelen değil, tahtin ilk varisi ve sevilmeyen, en iyi ve kıdemli Ateştaşıyıcı büyücüsü Prens Aldrik. Aldrik tarafından oyuna getirilen Vhalla için şartlar şimdi değişir. Istemeden de olsa hava ile olan dansı kendini göstermeye başlamıştır. Ve her zamankinden daha çok Aldrik'den nefret ediyordur. Ama durun arkadaşlar! eskiler ne derdi? En büyük aşklar nefretle başlar mıydı o?🤗


...."Seni istedim. Ne olduğunu öğrendiğim andan itibaren seni, kazanıp raflarımı süsleyeceğim bir ödül olarak gördüm. Ve sen Vhalla, seni kontrol etmemi o kadar kolaylaştırdın ki... Tam gelmeni istediğim yere geldin. Sen ve açıkça belli olan saflığın."
"Sus," diye fısıldadı Vhalla. Sözleri çok canını yakıyordu.... "Aldrik, lütfen..." diye yalvardı; kendi gözyaşlarında boğuluyordu....


Doğunun son görülen 

Rüzgârgüdücü'nun
üzerinden çok yillar geçmiş ve tüm bilgiler saklanılmıştır. Kendince bir araştırma yapan Vhalla, yeteneğini kabullenmek istemez lakin bir gün kitaplıkta bulduğu bir not aklını daha çok karıştırır. Kimden geldiği belli olmayan bu nota cevap yazar ve aklındaki soruların cevaplarına ulaşmaya çalışır. Uzun süren bu notlaşmanın ardından Büyücüler bakanı ile bir anlaşama yapmak zorunda kalır. Ya bu yetenekten Defedilmeyi isteyecek ya da karar vermesi için Güneş Festivaline kadar düşünmesine izin verilecektir.
Bu bir aylık zamanda Aldrik ile yolları yeniden kesişiyor ve sıfırdan başlamak için birbirlerine sözler verilir. Kim aldrik'den başka iyi bir eğitmen olabilir ki zaten😍 
Bir gece kontrol edemediği yeteneği zıvanadan çıkar ve tüm şehri kasırgaya sürükler, şimdi ise herkesin gözünde yagmacıdan başka birşey değildir.

Yazdıkça yazasım anlattıkça spoiler veresim var ve tam bu kısımda kendime DUR diyorum!

Konu ve kurgu itibari ile betimelemer fazla ama bu durum okurken hayal gücünüzü daha çok çalıştırır duruma getiriyor. Siz hayalini kurarken bir sonraki sayfaya geçiş yapıyorsunuz ve bir de bakmışsınız kitap bitmiş. Yazarın kalemini sevdim, ikinci kitabı düşünmek bile istemiyorum zira çok büyük bir savaş beni bekliyor.

Düşünmeden tavsiye edeceğim bir kitap. Pişman olmayacaksınız.

Okumak Iptiladir Müptelâlara Selam Olsun...


Kitap Yorumu:Mary E. Pearson || Aldatıcı Öpücük(Serpil KIR)

Mary E. Pearson/Aldatıcı Öpücük 
The Remnant Chronicles Serisi 
1.Kitap 

KİTAP YORUMU

Kitabın son sayfasına kadar netleşsin diye beklediğim, o mu bu mu diye her satırını içime çeke çeke okuduğum kitabın son sayfasını kapattığımda emelime ulaşamadım..
Başlarda ne gerek var bu gizeme diye de söylendiğimi itiraf etmek isterim. Ama iyi ki de yapmış! Hele o sahnede Rafe ile karşılaştıkları bi kısım var akıllara zarar arkadaşlar.
Morrighan Hanedanının Ilk Kız Çocuğu Arabella Celestine Idris Jezelia. Ilk Kız çocuğu olduğu için bahsedilmiş güçlere sahip ama o henüz keşfedemedi bu güçleri. Aynı zamanda bu kudretli güçleri için hic tanımadığı bunak Dalbreck prensi ile evlenmeye zorlanır ve düğün gününde krallığın gizli ve onemli belgelerini de yanına alarak kaçar. Hiç tanınmadığı bir yere gider ve hanın birinde garson olarak çalışır. Birgün iki ziyaretçi gelir hana. Biri Venda'lı Katil diğeri Dalbreck prensi. Bu iki kişi kendilerini Rafe ve Kaden diye tanıtır. Son sayfaya kadar kim hangisi bilmiyoruz ve zorlamayın ben de söylemem🤗 (ben meraktan çatladım siz de çatlayın).
Hangisini gönlünü vereceğini düşüne durun, olaylar öyle bir hal alır ki, bastırılmış olması beklenen kudretli gücü dışa vurmak için kendi benliği ile savaşır. Venda'li barbarların eline rehine olarak düşer ve babası da dahil peşine düşen herkesle mücadele etmeye hazır hale gelmek zorundadır.
Ve sonunda bir bitis var akıllara zarar🤨🤨 Uzun zamandır okuma listemde olan bir kitaptı ve #leydilernemesisokuyor maratonumuzun tek kitabıydı. Keske yanıma ikincisinide alsaydım dediğim doğrudur😔
Mayıs kitaplarının ilklerinden olacak kendisi...
Siddetle tavsiye edilir.



...Ta ki varana kadar o kudretli kişi, 
Sefaletin arasından çıkacak, 
Zayıflığını yenerek,
Yem olmaktan kurtulacak,
Pençe ve asma damgasıyla, 
Sır gibi adı açığa çıkacak,
Gerçek ismi Jezelia...
~Venda Ezgisi~


KITAP TANITIM ARKA KAPAK

 Morrighan’ın rahminden,
Kasvetin en uzak köşesinden,
Hükümdarların entrikalarından,
 Kraliçenin korkularından,
Doğacaktır umut. 
Yeni ve zorlu bir dünyada kendi yerini bulmaya çalışan bir prenses...  
Morrighan Hanesi’nin İlk Kız Çocuğu olan Prenses Lia, omuzlarındaki ağır sorumluluklara karşı çıkar ve düğün gününde, krallığın bilgesine ait gizemli bir hazineyi de çalarak ortadan kaybolur. Daha önce hiç görmediği Dalbreck Prensi ile evlenip krallıklar arasındaki güç oyununda bir piyon olmak yerine, seçimlerinde özgür olabileceği kendine ait bir hayatı tercih eder. Küçük bir liman kasabasına kaçar ve hayallerini gerçekleştirmek için çabalamaya başlar. Ancak gerçekleşmeyi bekleyen eski bir kehanet ile olmak için doğduğu kişiyi keşfetmek zorunda kalır. Lia’yı, gücünün sınırlarının farkına varıp, sevdiklerini korumak için neleri göze alabileceğini sorgulamasına neden olacak bir savaş beklemektedir.


Okumak Iptiladir Müptelâlara Selam Olsun

KITAP YORUMU: Ipek Gökdel || KARAKALEM-Ve Bir Delikanlının Tuhaf Hikâyesi (Serpil KIR)

 N. Ipek Gökdel || KARAKALEM-Ve Bir Delikanlının Tuhaf Hikâyesi 
KITAP YORUMU


Herkese Merhaba
Uzun zamandır uğrayamadık buralara ama merak etmeyin artık daha sık yorumlarımızla sizlerle birlikte olacağız. 
Bzir kaç yıl önce denk geldiğim KARAKALEM kitabını, son dönemlerin en iyi çıkışını yapan Dex yayınları tekrar basmış. Kapak görselinden tutunda iç sayfalarındaki karakalem çalışmalarına kadar herşey mükemmel olmuş. 
Kitap Ipek Gökdel'in yayınlanmış ilk kitabı. Konusu şuana kadar okuduğunuz son dönem yerli yazarlarından çok çook farklı. Her sayfasında tarihin kalıntılarına denk gelmeniz mümkün. Araştırılıp yazılmış, ne eksik betimlenmiş ne de fazlaca yorum katıp kurguyu sıkıcı bir hale getirmiş. Okurken diğer yandan araştırma yapma isteğinizle mücadele etmeyin. Inanin işin keyfi o kısmında. 
Gerçeği, sırf satışı olsun diye absürd bir hale getirmediği için yazara kocaman teşekkürler...
Bu arada, kitabın konusundan esinlenilerek senaryolaştırıldını ve Netflix'in ilk türk dizisi olarak yayınlanacağını da not olarak düşeyim.

Gelelim kitabın konusuna.

Hızır Ağa, evlatlık 
aldığı Yavuz 18 yaşına bastığı an da anne ve babasından miras kalan gömüyü yerinden çıkarma zamanının geldiğine karar verir. Gömünün içinden çıkan tılsımlı gömleği Yavuza zorla giydiren Hızır Ağa, onu Istanbula, çok güvendiği Ahmet hocanın yanına gönderir. Aslında Yavuz'un tek istediği anne ve babasını öldüren katili bulmak ve intikamını alabilmek. Tılsımlı gömleğin kudretine inanmayan Yavuz, gerçeklerle yüzleşmek zorunda bırakılır. Milattan sonra 630 yılında Istanbul'u korumak için Bizanas Imparatoru tarafından verilen emirle Baş Simyacı Tılsımlı bir kitap yazar. Ve bu tılsımı yaparken ölümsüzlük iksirini de keşfeder. Bizans, Osmanlılar tarafından fethedilince kendisini kalenin girişinde duvara hapseder. Fatih Sultan Mehmet'in atı tarafından parçalanan duvardan kitap ortaya çıkar, büyü bozulmuş ve tilsim dört parçaya bölünmüştür. Sultan, parçalar bir araya getirilmesin diye yurdun dört bir yanına dağıtılır ve birleşmeleri engellenir.  Yavuz Sultan Selim, en bilgili müneccimlerinden kendisini, her türlü şer'den koruyan bir gömlek yapılmasını ister. Denizli/Tonguzlu da gömleği yapacak dokuma ustası bulunur. Dengiz dede, Padişaha yaptığı gömleğin birebir aynısınıda kendisine yapar ve doğacak ilk erkek torununa miras olarak bırakır. Yavuz'a kadar uzanan bu mirasa sahip olmak isteyen karanlık tarikatta işin içine girince Yavuz, zorla da olsa Istanbul muhafızı olduğunu kabul etmek zorunda kalır. 
Yavuz, gömleğin diğer eşi ile karşılaştığında olanlar olur ve artık hem ailesinin katili hem de gömlek ve Tılsımlı kitabın peşinde olan Korkut'a karşı zorlu bir mücade başlar.



Kitabın ikincisi ne zaman çıkar hiç bilmiyorum lakin bence Karakalem karganın akıbetini çok merak ediyorum. 
Asıl olay onda başlayıp bitiyormuş gibi görünse de sonunda istediğim sonu vermedi bana. Bence dananın kuyruğu ikinci kitapta kopacak. Ve ben de sabırsızlıkla beklemekteyim.
TAVSİYE EDILIR ...

ALINTILAR 


"Ben Tonguzlu dokumacı ustası Dengiz Dede,
Iki gömlek dokudum tıpatıp aynı.
Biri sultanıma, öteki doğacak ilk erkek torunuma.
Ne zaman ki bu iki gömlek karşı karşıya gele,
Şifası, hükmü, gücü, diğerine geçe."

&&&&&&


"...Pencereyi açtı, elinin ısısıyla yumuşamaya başlayan kuru ekmek parçasını pervaza koydu. Bekledi.
Alacası dağılmamış gökyüzünde , uzaktan süzülerek yaklaşan karaltıyı hemen tanıdı. Bin karga bir araya gelse bile KARAKALEM'i nerede görse ayırt ederdi..."

&&&&&&&

“…İstanbul başka şehirlere benzemez!
Halep düşerse üzülür insan. Kabil düşerse canı acır.
Paris düşman postalını uzaktan görse orospu gibi bacaklarını aralar.
Berlin ikiye ayrıldı, dünya gene de dönmeye devam etti.
New York’un kalbine uçak sapladılar, düzen yeniden kuruldu.
Ama İstanbul öyle mi ya! 
Bu şehir dengede tutuyor dünyayı.
Tahterevallinin ortası!
İstanbul düşerse bil ki son yakındır!...”

&&&&&&&

Batı’nın sınırıdır burası. Doğu’nun başkenti...

&&&&&&&


Bir sonraki yorumda görüşmek üzere...
Okumak Iptiladır Müptelalara Selam Olsun...








Kitap YORUMU: J.D. BARKER || 4. MAYMUN (Serpil KIR)

SE7EN, KUZULARIN SESSİZLİĞİ'YLE BULUŞUYOR
J.D. BARKER || 4. MAYMUN
The Fourth Monkey (4MK Thriller #1)


Herkese Merhaba

Bazı kitap kapakları, konuyu bilmeden o kitabı okumanız gerektiğini hissettirir. Bilirsiniz ki, kapak için bu kadar uğraşıldıysa konusu okunmayı hak ediyordur. İlk gördüğüm anda aşık oldum kitaba, daha konusunu bilmeden. Sonra D&R'a gittim, kitabı elime aldım ve arka kapağını çevirdim. Kısacık bir alıntı, gerilimimi en az kendisi kadar arttırdı.


Bknz;
Annem ve babam elleri birbirine kenetli, gözlerinde aşkla, yaşlı bir ağacın gölgesinden beni seyrederlerken, ben diğer çocuklarla oynardım. Bir top ya da frizbinin peşinden koştururken annemle babamın şakalaşıp gülüştüklerini duyardım. “Bana bakın! Bana bakın!” diye seslenirdim. Bakarlardı. Ailelerin çocuklarını seyrettikleri gibi beni seyrederlerdi. Beni gururla izlerlerdi. Oğulları, neşeleri... Geriye dönüp o yaşlarıma bakıyorum da...O ağacın altında ikisi de gülümserken onlara bakardım. Boğazlarının bir kulaktan diğerine kadar kesik olduğunu hayal ederdim, açık yaradan kan fışkırıyor ve o fışkıran kan önlerindeki çimenlerin arasında birikiyordu. Gülerdim, kalbim güm güm atardı, çok gülerdim.
Tabii ki bu yıllar önceydi, ancak elbette bunun başladığı yıllar o yıllardı.


Her şey bu sözlerle başladı. Evet arkadaşlar sıkı durun!!! 4.MAYMUN efsanesi, konuşmamayı, görmemeyi ve duymamayı anlattılar bize. Peki ya 4.MAYMUN? İşte o da kötülük yapmamayı öğretmeliydi aslında.

ALINTI

..."Neden sen söylemiyorsun maymunların isimlerini?"
"Mizaru, Kikazaru ve İwazaru."
"Doğru! Bu çocuk bir ödülü hak etti doğrusu." Babam sırıtıyordu. "Eğer isimlerinin anlamlarını da bilirsen fazladan puan kazanacaksın..."
Tabii ki benim bildiğimi biliyordu ancak babam tam bir oyun tutkunuydu, ben de ona katılıyordum. "Mizaru 'görmedim' demek, Kikazaru 'duymadım' demek, Iwazaru 'bilmiyorum' demek."....
"Bir de dördüncü maymun var ancak kimse onu tanımaz," diye açıkladım.
Babam başını salladı. "İlk üç maymun genel yaşantı kurallarını anlatır ancak dördüncüsü çok önemlidir.
"Shizaru, dedim. "Adı Shizaru."
"Kötülük yapmamak demektir," dedi babam.


KİTAP YORUMU

Sam Porter, beş yıl boyunca 3 düzine kadar kadının seri katili olan ve 4.Maymun lakabını taktıkları adamı yakalamak için mücadele verir. Bir sabah gelen bir telefonla süresiz izne ayrıldığı işinin başına çağırılır. Çünkü 4.maymun, çarpan bir araba sonucunda ölü olarak ele geçirilir. 
Her zaman ki gibi elinde beyaz bir kutu, içinde sıralaması ile gönderdiği son kurbanının kulağı vardır. 
Zaten 4.maymun olduğu da buradan anlaşılır. Kutunun üzerindeki adres Gayrimenkul zengini bir adamı işaret ediyor ve adamın gayri meşru kızı kayıp. Şimdi bu kızın kurtarılması için önünde üç gün var. Yerlerini belli edecek bir katil de yok artık. Tek delil, 4.maymunun cebinden çıkan hatıra defteri. Kısaca 4.mymn'un biyografisi. Zaman gittikçe daralıyor, belki kaçırılan kızın dili, gözleri yerinde ama bu kez açlık ve susuzluktan ölme ihtimali yüksek. Katilin kusursuz cinayetleri, arkasında hiç bir delil bırakmaması işleri daha da zor duruma sokuyor. Her bölüm öncesi anı defterinden okunan geçmiş, ve bu geçmişin kurgusu ile günümüzün buluşması sizleri şoka uğratabilir. 4.mymn'un öldürmek için kendince haklı nedenleri var. Tabii ki kendisine göre haklı nedenler lakin, böylesi bir çocukluk yaşayıp intikam istemesi yine kendince normal (Tamam itiraf ediyorum bence de normal. Zira böylesi bir anne ve baba tarihte görülmedi). 

Kurgunun dönüp dolaşıp birbirine bağlanması ve o SON! Aman Allahım dedim. İki kitaplık bir seri ve Goodreads'e göre 2018 Temmuz'da çıkacak kitap. Ben nasıl beklerim bilmiyorum. Bildiğim tek şey bu yazar yeni keşfedilmiş mücevher. O, konuları işliyor bizler de değer biçiyoruz. Şahsen bence, okunmayı-okutulmayı hak eden, özellikle polisiye/gerilim kitaplarını seven okurların mutlaka okuması gereken bir kitap.

Şiddetle Tavsiye Ederim.

KÜNYE
Yazar: J.D.Barker
Kitabın Orjinal Adı: The Fourth Monkey 
Seri Adı: 4MK Thriller  
Yayınevi: Nemesis Kitap
Çevirmen: Tolga Toprak

SATIN ALMAK İSTERSENİZ


Benden şimdilik bu kadar, bitirdiğim andan beri ikinci kitabın kurgusunu kafamda şekillendirmeye çalışıyorum. Sam Porter'ın yerinde olmak istemezdim lakin, her şeyi başlatan (deli gibi spoiler vermek istiyor) kilit ismi bulup çıkarmayı bende çok isterdim... 
:)

Okumak İptiladır Müptelalara Selam Olsun





















Kitap YORUMU: İskender PALA // Abum Rabum (Serpil KIR)


ABUM RABUM // İSKENDER PALA



Herkese Merhaba
Çok uzun zamandır blog yorumu yazmadığımı fark edip, son dönemlerde beni en çok etkileyen bir kitapla dönmek istedim. İskender Pala kitaplarını şuana kadar okuyup da beğenmeyen yoktur sanırım. Ve işte size beğeneceğiniz bir hikaye daha! 
Ben, elimde çok fazla kitap saklayamam, okumaya başladıysam en fazla üç gün de bitirmem gerek, zira gün daha da uzarsa konudan uzaklaşıyor ve araya bambaşka şeyler giriyor. 
Abum Rabum kitabına iki arkadaş başlarken en büyük tereddüdüm de bu durumdu. Çünkü kitap kalın arkadaşlar! ama inanın kurgunun hızı, olayların nerelere bağlanacağını düşünmek ve her satırın sizleri, ders niteliğinde bilgilere donatması sayesinde kitap bitiyor. Bitiğinde, düşeceğiniz boşluktan sizi haberdar etmek okur olarak görevim ^-^


"Kitap?"
"Evet, Kitap!.. Hz.Ibrahim'e ayetler indirilmişti. Bunların tabletlere yazılı olarak saklandığı sanılıyor. Sümer kazılarında çıkarılan pek çok tablette onun dininden işaretler görmek mümkündür. Akatların 'Abum Rabum' dedikleri 'Yüce Baba' İbrahim'dir."..



KİTABIN KONUSU



Mezopotamya'nın tarihi topraklarında başlayan, Hz.Ibrahim'in hikayesi. Üç dinin karıştığı; Hristiyanlık,Yahudilik,Müslümanlık, üç istihbaratın olayı araştırdığı; CIA,MİT,MOSSAD. Herkes Hz. Ibrahim'in hazinesinin peşinde, bu uğurda kullanılan dinler, insanlar ve harap edilen şehirler, dünyanın dört bir tarafına yağmalanıp kaçırılan tarihi eserler.  
Japonya'dan başlayıp İstanbul'a, Urfa'ya Nemrut'un tarihi derinliklerinden Adıyaman'a giden bir yol. Ve bu yolda öğrendiğimiz en kıymetli değer; Orta Asya'nın ne kadar kıymetli olduğu. 

Kitabı polisiye roman olarak okumaya başlıyor ve daha bir çok konuda bilgi sahibi olup çıkıyor okur. Hani öyle kulaktan dolma bilgiler değil hiçbiri, üç büyük kitaptan yararlanarak aktarmış bize Hz. İbrahim'i. 
Hz. İbrahim'den geriye kalan hazinenin peşine düşen ve onu elde etmeye çalışanlar. Son sayfasına kadar "kim kazanacak?" diye kendinizi yiyip bitiriyorsunuz. Çok klişe olacak belki ama "İNSANLIK" kazansın diye düşünmeden edemiyorsunuz. Gerçek hayatta insanlık kazanır mı bilinmez, günümüz insanoğlunu düşününce çok zor demeden de geçemiyor insan. 
Japonya da öğretim asistanı olarak çalışan Keiko, mezuniyet günü odasında,bedenine defalarca saplanan bir kama yüzünden ölü olarak bulunur. Bir bilim insanı olan Keiko'nun bilgisayarındaki dosyalar "Ertuğrul'un Babayanı" olarak kaydedilmiştir. Ve Keiko'nun telefonuna Türkiye-İstanbul dan gelen bir mesajla rota İstanbul'a çevrilir, üstelik şüpheli olan yakın arkadaşı da İstanbul'a gitmiştir.
Her iki olayın sonucu Japon polisi Türkiye'nin yolunu tutar. Aynı saatlerde Zara, İstanbul Arkeoloji müzesinde bulunan tabletlerin peşindedir. Tek derdi kopyalamak gibi görünse de çok geçmeden yakalanır. Zira tabletlere verilen tahribat yüzünden suçlu duruma düşer. Ahh! keşke asıl sorunu görebilseler diyeceğiniz sayfalar işte bu kısımlar. Zara'nin Sümerolog Selim hoca ile karşılaşması ve Mit ile Türk polisinin olaya karışması, bir de aralarına katılan Japon polis. Kim CIA için çalışıyor? MOSSAD'ın burada ki rolü ne? ZELOT'un acımasız sırlarının kurbanı kim? Hazine için kimlerin canı daha çok yanacak? sorularınızın cevapları sayfalarda. 
Kitabın en efsane karakteri benim için Selim hoca ve Zara. Selim'in Zara'ya güvenmek istemesi ve Zara'nın Selim hocaya güven vermemek adına olan mücadelesi. İnsanlığın en çok da bu kısımda kazanmasını istedim. 

Asıl süprizi sona sakladım ve bunun için bana kızabilirsiniz 😄 ABUM RABUM kitabı, dizi kanalı Netflix kanalında beş bölümlük dizi olacak müjdesini de vermek isterim. Sabırsızca beklemedeyim...

Iskender Pala'nın kalemini konuşturduğu, her sayfasını soluksuz okuyacağınız bir tarihi/polisiye kitabı. 
Okuyun-okutun

&&&&&&&&&&&&&&




Sim-Ammar'ın mimarisi ile başlayan, kimine Yüce Baba, kimine de Abum Rabum. Yani Hz. Ibrahim.
Kimine göre Zara(yahudi)- kimine göre Sara(Hiristiyan) ve de kimine göre Sare(müslüman).



"Nemrut gördü ki mabut tuttukları putlar parça parça olmuş, yere düşmüşler. 'Bunu kim etti' diye sordu. Dediler: 'Tareh'in oğlu İbrahim, daima putlarımızı kötülerdi, o etmiştir.' Onlara şu emri verdi: 'Tez onu muhakkak yakalayıp bana getirin; ben onu elbette öldüreceğim.' İbrahim'i bulup getirdikleri zaman Nemrut şöyle dedi: 'Ya İbrahim, bizim putlarımıza sen mi bu hakareti ettin?' İbrahim şu cevabı verdi: 'Gece gündüz mabut diye taptığınız büyük puttan sual et; o size söylesin, eğer söyleyebilirse!' Nemrut şöyle dedi; Ya İbrahim, bilmez misin putlar nutuk edip söyleyemezler.' İbrahim şöyle dedi: 'Ey Nemrut;madem putlar cevap veremezler; sonra ey zalimler, bunları elinizle yapıp yine onlara tapar, yardım istersiniz, ne kadar ahmak bir kavim olmuşsunuz!'....


ARKA KAPAK



Karısı Saray, Avram’a çocuk verememişti. Saray’ın Hacer adında Mısırlı bir cariyesi vardı. Saray Avram’a, (…) “Lütfen cariyemle yat, belki bu yolla bir çocuk sahibi olabilirim” dedi. Avram Saray’ın sözünü dinledi. (…) Rabb’ın meleği (hamile kalan Hacer’e) (…) “Bir oğlun olacak,
adını İsmail koyacaksın. (…) Herkes ona karşı çıkacak, kardeşleri onunla hep çekişme içinde yaşayacak” dedi (Tevrat, Tekvin, Bâb 16).
İbrahim’in biri köle, biri de özgür kadından iki oğlu vardır. (…)
Bu kadınlar iki antlaşmayı simgelemektedir. Biri Sina Dağı’ndandır, köle olacak çocuklar doğurur; bu Hacer’dir. Oysa göksel Yeruşelim özgürdür, annemiz odur.(…) İşte böyle kardeşler, bizler cariyenin değil, özgür kadının (Sara’nın) çocuklarıyız (İncil, Galatyalılar 4/21-31).

Dünyanın en eski medeniyetlerine ev sahipliği yapan Ortadoğu… İnsanlığın beşiği ve Hz. İbrahim’in ayak izlerini taşıyan yurtlar… Ve Müslümanlar üzerinden süregiden savaşlar… Bir bakıma
Hz. İbrahim’in mirası peşindeki evlatlarının amansız mücadelesi…
Ortadoğu’da yalnızca fikirler, inanışlar, canlar değil, tarih de bir katliamın pençesinde. Artık hakikati görenler, Irak ve Suriye’de birinin kanı toprağa akarken uzaklarda kanı bitlenen birilerini, burada bir kurşun namludan fırladığında meçhul ülkelerde kabaran cüzdanları, burada annelerin ağıtları gözyaşlarına karışırken bir yerlere gizlice kaçırılan tarihi mirası fark edebiliyorlar. Oynanan oyuna insanlığın geçmişiyle hesaplaşması deniyor ama hakikatte geleceğini belirleme potansiyeline sahip.
Elinizdeki kitabı yalnızca Roma, Kudüs ve İstanbul ekseninde
bir casusluk romanı olarak değil, aynı zamanda. Mezopotamya’nın sosyal, siyasi ve sanatsal tarihi gibi de okuyacaksınız. İskender Pala’nın her zamanki yetkin kaleminden nefes nefese bir polisiye...


Bir sonraki yorumda görüşmek üzere,
Okumak İptiladır Müptelalara Selam Olsun...







BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI